AK Parti ile Has Partiyi meydana getiren tabanın ve tavanın birbirinden Allah’ınızı severseniz ne farkı var? Kök aynı, kültür aynı, boy aynı post aynı. Neden, sanki ideolojik uçurum var gibi bir farklı söylem geliştirilmesi şartmış havası estiriliyor. İlle de kavga etmeliler, kafa göz dalmaları mı, sizi mutlu edecektir?
Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek erdemliğini göstermek için ideolojik uçurum gerekmez. Kardeşimizin veya eşimizin de yanlışına yanlış doğrusuna da doğru demiyor muyuz?
Konunun en temeline inersek bu ayrı gayrılığın aslında makul bir açıklaması yoktur. Bir birinden çok farklı ve çok da ters politikaları yok ki AK Parti ile Has Partinin. Uygulamaya bağlı ve kişisel üslubun farklılığı her yiğidin yoğurt yiyişi kadar doğal farklılık sınırlarındadır.
Ben olmazsam, ben yapmazsam her şey yanlış ve her şey harap havasında seksenli yılların siyaset anlayışını bırakalı çok oldu memleketimin, ama belli ki bazıları için “Üsküdar’da sabah” yeni oluyor.
Kendini “Dava” adamı olarak niteleyen saf ve temiz ruh halinde bulunan ve kendini “Hak” ka hizmete adamış, şahsi siyasi emelleri olmayan bu kişilerin, son siyasi gelişmeleri algılayamamalarını ve tepki ile karşı çıkmalarını makul karşılamak gerekir. Masum ruh halinde ki bu kesime samimi açıklamaları çok gerekli ve faydalı buluyorum.
Birde siyasi emelleri zarar gördü diye çırpınanlar olabilir ki bu kesime karşı en iyi tavır susmak ve doğru bildiğini yapmaya devam etmektir. Bunlara özel bir açıklama yapmaya bile gerek yoktur, zaten onlar gelişmelere göre bir süre sonra yeniden uygun konum alabilme kabiliyetindedirler.
Zihinlerinin çok derinlerinde, AK Partiyi yıpratmak, zayıflatmak isteyen bir kesim var ki, bunların AK Partinin güçlenmesine tür gelişmeye karşı duracakları ve rahatsız olacakları kesindir. Zira, aslında bu kesim AK Partinin değil, ülkesinin kaderinde söz sahibi olan ve olmak isteyen muhafazakar, dindar kesimi hazım edemeyenlerin rahatsızlığıdır ki, bunların durumu klinikliktir. Bizim bunlara bir faydamız olamaz. Muhtemelen de çatlamak üzere olduklarından klinik bir tedavinin de fayda vereceğini düşünmüyorum. Bu kesim en tehlikeli olanıdır. Kendilerince her manevrayı mübah, her saldırıyı haklı bulurlar.
Şimdiye kadar Has Partiye olan teveccühleri, AK Partiyi CHP ile yıkamayacaklarını bildiklerinden, muhafazakar tabanlı kardeş bir ekol üzerinden AK Partiye, aslında muhafazakar kesime çakmanın derdinde olanlardır. Bütünü bölmenin akıllıca yolu, benzerine kaymaları teşvik etmek, ikiye bölünmüş kitlenin arasından sıyrılmak. Bunlara geçmiş olsun demekten başka bir şey de söylenemez. Artık görünen o ki, AK Parti ile Has Partinin birleşmesi ile ülkemiz siyasetinde köşeler değişecek, gelecek planları hepten yenilenecek ve bazı makus kaderler daha da makus hale gelecek bir dönem başlamaktadır. İktidar bu kesime her geçen gün yaklaşmak yerine uzaklaştıkça uzaklaşıyor…
Bu yenilenme ve taze kan devri ile, Sayın Erdoğan’sız bir sonraki dönemde muhtemelen Numan Kurtulmuş’un yöneteceği AK Partiye halkımızın teveccühü daha da artacak ve göreceksiniz %60 ları geçecektir.
Numan Beyin doğasından gelen nezaket ve nezahati, siyasetin dilini de yumuşatacaktır. Kitleleri daha geniş şekilde kavrayacak, ulaşılmayan insanlara, kesimlere ulaşılacak, kalpler birbirine açılacak, ısınacak, kardeşler kucaklaşacaklardır. Bu haliyle doğal olarak “Yeni Anayasa” ile ülkemizin önünün açılmasından sonra, Numan Kurtulmuş’un muhtemel yönetiminde ki bir AK Partinin hem ülkemizin kaderinde, halkımız lehine olumlu gelişmelere vesile olacak ve hem de ülkemizin dünyada ki konumuna güç katacaktır. Bir defa İslam dünyası ve Türk dünyası ile münasebetlerimiz güçlenecek, bölgesel rol oynamaktan öte, küresel bir güç olarak Türkiye bir başka lige geçecektir, bunun olabilirliğini görmenin kahinlik becerisi ile alakası yoktur. Mevcut hallerin doğru okunması yeterlidir.
Tüm bunların dışında kalmayı, sığ ve kısır siyasi değerlendirmelerle kalabilme başarısını gösterenlere, siyasi emekliliklerinde başarılar dileriz. Yeni dönem Türkiye’yi haberlerden izlemelerini ve dualarını eksik etmemelerini temenni ederiz. Zira artık siyasi ayrışma ve çekişmeler üzerine kurulu bir zaman geçirme değil, doğru bildiğimizi her yerde söyleme ve her yerde icra etme vaktidir.
AKP ile birleşince bir günde Numan Kurtulmuş’un tüm karakteri, çok açık siyasi duruşunun bir günde değişeceğini düşünenlerin algı ve analiz yeteneklerinden de şüphe ediyorum. Bir dakikalığına oturup düşünmelerini, kendilerine yardımcı olabilecek bu yazıyı da yanlarına almalarını öneririm. Acaba, kısır siyasi emelleri uğruna parlak söz ve tavır sergileyen birilerinin açık gazlarına mı maruz kalmaktalar? Siyasi anlamda zaten ayrı gayrısı pek olmayan ve de olmaması gereken iki siyasi doğal kardeş yapının birleşmesinden ne gibi bir zararlı sonuç olabilir? Kim neden rahatsız olabilir? Bundan onlar mı kaybeder, yoksa ülkemiz mi? Bir kez daha yeniden düşünmelerini öneririm, samimiyetle, dostane.
Birde AK Parti içerisinde, Numan Kurtulmuş’un gelişinden açık ve gizli şekilde rahatsız olan kesimlere seslenmek istiyorum. Sizin içinde yukarı da yazılmış epeyce bir paragraf var, lütfen dikkatlice okuyunuz, yaralarınıza merhem olacaktır. Ali ruhlar ve karakterler birleştirici, basit ve çıkarcı sufli ruhlar ayrıştırıcı ve kavgacı olurlar. Erdemli olmak birleşmekten ve birleşmenin hukukuna inceden inceye saygılı olmakla mümkün olur.
Numan Kurtulmuş’un AK Partide olması, hem vicdanlara ters gelen ve hem de ahlaki olmayan bazı kesimlerin kendilerini derleyip toparlamalarına vesile olabilir. Köşe kapmacılığı, adam kayırmacılığında maharetli bu kişilere dur denmesi gerekmektedir. İnsan olan her yerde bunların mümkün olmasını bir dereceye kadar anlayabiliriz. Ölçüsünü kaçırmış, göze sokarcasına pervasız olanlara da bir had bildirilmesinde fayda vardır. Bu duygu ve düşünceler, bana ya da belirli bir siyasi görüşe ait değildir. Halkımızın vicdanından yükselen bir sestir.
Numan Kurtulmuş’un, Recep Tayyip Erdoğan ile omuz omuza vermesi de milletimizin vicdanından südur eden tertemiz bir talep ve beklentidir. Hiçbir gayrısı olmayan saf ve duru bir temennidir. Sessizce dile getirilen, akıllardan geçen, vicdanların “Evet” dediği bir birleşmedir.
İşte bu yüzden de bu aşı hayırlı gelişmelere vesile olabilecek güçte ve etkide olacaktır.
Bizimde temennimiz her türlü şer girişime rağmen, birleştirici, yakınlaştırıcı bu gelişmenin hayırlara vesile olmasıdır. Her türlü hayrın yanında yer alır ve her türlü şerrinde karşısında durmayı insani sorumluluğumuz olarak Hakka karşı bir vecibe biliriz.
Lafı evirip çevirmez, bildiğimiz doğruyu dosdoğru söyleriz.
Elif Meşe Kocaman